EN

©2016 Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.
[Yasal Uyarı] | Bu sitedeki bilgiler, hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçemez.

YASAL UYARI

Bu sitedeki bilgiler hekim ya da eczacıya danışmanın yerine geçemez. Bu sitedeki bilgilerin ve referansların yanlış veya kötüye kullanımı halinde oluşacak durumlarda, içeriğinde oluşabilecek hata ve eksiklikler durumunda ve sitenin kullanımına bağlı olarak oluşacak herhangi bir durumda Er-Kim İlaç hukuki sorumluluğu üstlenmez. Sitedeki bilgiler sadece hedef kullanıcılara yönelik olup, bu bilgiler başkaları tarafından 3. şahıslara / gruplara dağıtılamaz, kopyalanamaz, iletilemez. Sitede adı geçen tescilli markaların ve metinlerin izinsiz kullanımı yasaktır. Sitenin güncelleştirilmesi konusunda Er-Kim İlaç özenle çalışmaktadır ancak bir taahütte bulunamaz, garanti veremez. Sitenin kullanımı halinde kullanıcılar yukarıda belirtilen yasal uyarıyı tamamen ve çekincesiz olarak kabul etmiş sayılırlar.

Bu sitede yeralan linkler vasıtasıyla bağlanılan diğer sitelerdeki bilgiler Er-Kim İlaç’ın sorumluluğunda değildir. Bu sitelerdeki faaliyetler T.C. yönetmeliklerine uymayabilir, bilgiler T.C. Sağlık Bakanlığı’nın onayladığı metinlerden farklı olabilir.

İLETİŞİM FORMLARI

Er-Kim İlaç kariyer başvurularınız için lütfen Kariyer sayfamızdaki iş başvuru formunu doldurunuz.

Kullandığınız ilaçlar, hastalıklarınız ve tedavi seçenekleri hakkındaki sorularınızı doktorunuza ya da eczacınıza danışmanızı öneririz. Uymakla yükümlü olduğumuz mevzuat ve T.C. Sağlık Bakanlığı kuralları gereğince hastaların bu tür sorularına yanıt veremeyeceğimizi bilgilerinize sunarız.

İlaç kullanımına bağlı olarak yan etki/advers reaksiyon gerçekleştiğinden şüpheleniyorsanız, hekiminize ya da eczacınıza danışabilir ya da aşağıdaki seçeneklerden “Yan Etki Bildirim Formu” nu seçerek Er-Kim İlaç’ a bildirim yapabilirsiniz.

Ayrıca T.C. Sağlık Bakanlığı’ na bağlı www.titck.gov.tr web sitesinde yayımlanan “İlaç Yan Etki Bildirimi” linkini kullanarak ya da 0 800 314 00 08 numaralı hattan direkt olarak da bildirim yapabilirsiniz. Acil durumlarda 0216 385 93 33 numaralı telefonu arayarak Er-Kim İlaç İlaç Güvenliliği yetkilisi Delta PV ‘ye ulaşabilir ya da pv@deltapv.com adresine e-posta aracılığıyla bildiriminizi gönderebilirsiniz.

İş geliştirme, görüş ve önerileriniz için iletişim formlarımızdan uygun konu başlığı seçerek bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Lütfen seçim yapınız.

Yan Etki Bildirim Formu

İletişim Formu

ORGANİZASYON ŞEMASI

organizational_structure

GENEL BAKIŞ

PERFORMANS YÖNETİMİ

Başarılı olmak için daha fazla sorumluluk almaya istekli olmak ve deneyimlerden ders çıkartmak gerekir. Performans yönetim sistemi ise başlangıç kademesinden üst düzeye kadar tüm çalışanların başarısı için kilit unsurlardan birisidir.

Er-Kim İlaç, uygulamakta olduğu performans değerlendirme ve yönetim sistemi ile her kademedeki çalışanlarının Er-Kim İlaç misyonuna katkılarını ölçmekte, gerekli eğitim, deneyim aktarımı ve yönlendirmeler ile performanslarını artırmalarına olanak sağlamaktadır.

Kariyer yolunuzu çizmek için olumlu ve istekli olmanız gerekir. Size benzersiz bir kariyer planı oluşturmanızda yardımcı olabiliriz. Anahtar nokta siz, vizyonunuz ve motivasyonunuz olacaktır.

Performans yönetimi ile nasıl ilerlediğiniz, bugün bulunduğunuz noktayı ve yarın olmak istediğiniz yeri takibiniz mümkün olacaktır. Biz Er-Kim İlaç olarak, sizin kişisel başarınızı şirket amacıyla birleştirmek için elimizden geleni yapıyor olacağız. İnsani değerlere odaklanma, dürüstlük, şeffaflık, ortak akılla karar vermek, “açık kapı” yönetimi, etkinlikleri daha verimli ve hatasız yapmanın yeni yollarını keşfetme, fırsatlara odaklanma, öğrenme ve gelişimde kararlı olma şirket felsefemizin temelinde yer alır.

Başlangıç önemli bir adımdır ve kariyer ulaşılacak bir yer değil, hayat boyu süren bir yolculuktur.

EĞİTİM VE GELİŞİM

Biz Er-Kim İlaç olarak çalışanlarımıza değer veriyoruz; günümüzde anlık değişimler ve zorlayıcı durumlar geçmişe kıyasla çok artmış olsa da, çalışanlarımız bizimle hem kişisel hem profesyonel anlamda ilerleme ile uzun soluklu bir kariyer yolculuğuna çıkabilirler. Er-Kim İlaç, sektördeki “çalışanlarının şirket yaşı” en yüksek olan şirketlerden biri olmaktan gurur duymaktadır.

Er-Kim İlaç, kurumsal kültür unsuruna ve birlikte edinilen deneyime önem vermekte ve genel bir prensip olarak çalışanları ile uzun süreli iş ilişkileri kurmayı hedeflemektedir. Bu prensip çerçevesinde, mümkün olan her noktada orta ve üst düzey yöneticilerini, kendi kadrolarında çalışmış ve yetkinliğini, kurumsal kültüre uyumunu kanıtlamış çalışanları arasından terfi yoluyla seçmeye özen göstermektedir.

Er-Kim İlaç’ın 35 yıllık başarılı geçmişinde büyük rol oynayan bu yaklaşımı, günümüzde de “Yönetici Yetiştirme Programı” uygulamasıyla devam etmektedir. Bu kapsamda, Er-Kim İlaç’ın olası yönetici gereksinimlerini karşılamak ve güçlü bir ekip oluşturarak sektördeki başarı grafiğini zirveye taşımak amacıyla 6 aşamalı bir program uygulanmakta ve çalışanlarının Er-Kim Değerleri, Bireysel Yönetim, Müşteri Yönetimi, Ekip Yönetimi, Satış Performansı Yönetimi ve Zor Koşulların Yönetimi konularında gelişimlerine katkıda bulunulmaktadır.

Yönetici Yetiştirme Programı’na dahil edilen şirket çalışanlarına sunum becerileri, sosyal stiller, duygusal zeka, kişisel imaj yönetimi, alan yönetimi (hedefleme, segmentasyon, planlama, denetim, raporlama), bütçeleme ve bütçe kullanımı, liderlik, çatışma yönetimi, müzakere becerileri, baskı ve stres altında yönetim, değişim yönetimi gibi konularda hizmet içi eğitim ve yönlendirmeler yapılarak kurumsal, yönetsel ve mesleki yetkinlikleri geliştirilmektedir.

Günümüzde kişinin her türlü engel ve zorlayıcı koşula karşın kendi kendini geliştirebilmesi ve kendine tam olarak güvenmesi çok önem taşımaktadır. Elbette eğitimler de önemlidir, ancak bununla birlikte pek çok bilimsel veri göstermektedir ki en iyi öğrenme deneyimleyerek yapılmaktadır.

Çalışanlarımız başarmak için rekabete karşı üstünlüklerinin farkındalar ve bunu koruyabilmek için onlara sürekli uygun eğitimler, çift yönlü geribildirimler veriyor ve gelişim planları hazırlayıp takip ediyoruz.

Eğitimler ve gelişim fırsatları kişilerin bulunduğu pozisyona ve yetkinliklere göre değişmekte olup çalışanlarımızın “bir yere varmaktan çok o yere nasıl vardığını” düşünmesininin önemine inanıyoruz.

İŞ BAŞVURU FORMU

Er-Kim İlaç istihdam sayfasına hoş geldiniz. Bizleri potansiyel bir işveren olarak gördüğünüz için teşekkür ederiz.

Er-Kim ekibi, Türk pazarına yeni tedavileri getirmeyi ve hasta yaşam kalitesini arttırarak şirket amaçlarına ulaşmayı hedeflemektedir.

Ekibimize katılmak için lütfen aşağıdaki formu doldurunuz:

Yabancı diller ve seviyeleri
İngilizce :
Başka bir dil ekle (+)

Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi

a. Gaziumurpaşa Sokak Bimar Plaza
No.38 Daire 4 Balmumcu 34349
Beşiktaş / İstanbul

t. +90 [212] 275 3968
m. erkim@erkim-ilac.com.tr

  • Bölge Müdürlükleri+
  • İstanbul Bölge Müdürlüğü
    +90 (212) 275 39 68
  • Ankara Bölge Müdürlüğü
    +90 (312) 427 19 97
  • İzmir Bölge Müdürlüğü
    +90 (232) 374 28 55

TÜM ÜRÜNLER

LİDERLİK

Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş., 1981 yılında Seval Ailesi tarafından kurulmuş özel bir şirkettir.

Onkoloji ürünlerini ilk kez Türkiye’ye getiren Er-Kim İlaç, yıllar boyunca bu alanda sektörün en güçlü oyunculardan biri olmaya devam etmiştir.

Türkiye ilaç sektöründe faaliyet gösterdiği 35 yıl süresince ülkemizde gereksinim duyulan pek çok özel ürünü ithal ederek hekim ve hastalarımızın kullanımına sunan ve bazı önemli hastalıkların tedavisinde öncü rol oynayan Er-Kim İlaç sektörde “ilklerin firması” olarak tanınmaktadır.

Yıllar içinde birçok uluslararası firmanın yaşam kurtarıcı ve hasta yaşamına değer katan orijinal/patentli ürünlerini Türkiye pazarına sunmuş olan Er-Kim İlaç, çokuluslu şirketlerle paylaştığı pazarlarda önemli başarılara imza atmış ve bu sayede ithal ettiği ürünlerin ana firmalarının da Türkiye’de kendi yapılanmalarını kurarak Türkiye pazarına girmesine olanak sağlamıştır.

Temel misyonu “Türkiye’ye yeni ve maliyet-etkin tedavi alternatiflerini sunmak” olan Er-Kim İlaç tüm çalışmalarını bu misyon üzerine planlayıp yöneterek ülkemizde bulunmayan tedavi alternatiflerini sağlık mesleği mensuplarının ve dolayısıyla hastaların hizmetine sunmak için yoğun çaba göstermekte, ayrıca Türkiye’de mevcut ürünlerin uygun fiyatlı eşdeğerlerini de yerli üretim anlaşmaları kapsamında portföyüne katarak kamu ilaç giderlerinde tasarrufa katkıda bulunmaktadır.

Hematoloji ve Onkoloji alanında sunduğu ürünlerle birçok yeniliğe imza atan ve doğal olarak birçok kavramı da beraberinde getiren Er-Kim İlaç, bugün faaliyet alanlarına İmmunoloji, Nöroloji, Üroloji, Kadın-Doğum, Ortopedi, Fizik Tedavi, Gastroenteroloji, Enfeksiyon Hastalıkları, Transplantasyon, Dermatoloji, Endokrinoloji, Oftalmoloji ve Yoğun Bakım alanlarına hitap eden ürünleri de eklemiş bulunmaktadır.

Er-Kim İlaç bu alanlardaki ihtiyaca yönelik ithal ürünleri Türk Tıbbının hizmetine sunmaya devam ederken, tüm diğer ürünlerinde de hasta/hekim yararına artı özellikler gözetmeye çalışmakta ve portföyünü reçeteli eşdeğer ve reçetesiz ürünlerle de genişletmektedir.

Er-Kim İlaç bugüne kadar elde ettiği bilgi, deneyim ve insan kaynağı ile Türkiye dışındaki ülkelerde de faaliyet gösterme kararı almış ve bu konuda ilk adımlarını atmıştır.

Halen 11 uluslararası firmanın ilaç, tıbbi cihaz ve reçetesiz ürünlerinin Türkiye münhasır distribütörü olarak faaliyetine devam eden ve yerli üretim ürünlerini de piyasaya vermeye başlayan Er-Kim İlaç, ülkemize ve ülkemiz insanına artı değerler yaratma amacıyla, gelecek yıllarda da tıp ve ilaç sektörünün gereksinimlerine yanıt bulmaya çalışmakta ve insan hayatına değer katma hedefi doğrultusunda emin adımlarla yürümeye devam etmektedir.

HABERLER

ErKimBasinBulteni-1603 20160307
25 04

Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin İnternet Sitesi Yenilendi

İlaç Sektöründe 35 yıldır faaliyet gösteren Er-Kim İlaç’ın köklü, dinamik ve saygın yapısını vurgulayan; “ilaçta yeni kavramlar” misyonunu ortaya koyan yeni web sitesi 14 Mart Tıp Bayramı’nda erişime açıldı. Yaklaşık 3 ay süren yoğun bir geliştirme süreciyle ortaya çıkan ve Beşeri Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik hükümleri ile AİFD ve İEİS tarafından yayınlanan “İyi […]

ErKimBasinBulteni-1602 20160307
25 04

Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş. Kadın Çalışanlarının 8 Mart Kadınlar Gününü Kutladı

İlaç sektöründe 35 yıldır faaliyet göstermekte olan Er-Kim İlaç, toplam insan kaynağının %45’ini oluşturan kadın çalışanlarının 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü özel bir etkinlikle kutladı. Çalışma ilkelerinde insani unsurlara ve etik değerlere büyük önem veren Er-Kim İlaç, bu özel günde Türkiye tıp camiasına büyük katkılarda bulunmuş, lepra’yı bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkartmış ve ülkemizin […]

ErKimBasinBulteni-1601 20160307
25 04

Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş. 35. Kuruluş Yılını Kutluyor…

1981 yılında kurulan ve Türkiye’ye onkoloji ürünlerini ilk ithal eden firma olarak faaliyete başlayan Er-Kim İlaç 35. yılını kutluyor. Türkiye ilaç sektöründe faaliyet gösterdiği 35 yıl süresince ülkemizde gereksinim duyulan pek çok özel ürünü ithal ederek hekim ve hastalarımızın kullanımına sunan ve bazı önemli hastalıkların tedavisinde öncü rol oynayan Er-Kim İlaç sektörde “ilklerin firması” olarak […]

ErKimBasinBulteni-1603 20160307
25 04

Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin İnternet Sitesi Yenilendi

İlaç Sektöründe 35 yıldır faaliyet gösteren Er-Kim İlaç’ın köklü, dinamik ve saygın yapısını vurgulayan; “ilaçta yeni kavramlar” misyonunu ortaya koyan yeni web sitesi 14 Mart Tıp Bayramı’nda erişime açıldı.

Yaklaşık 3 ay süren yoğun bir geliştirme süreciyle ortaya çıkan ve Beşeri Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik hükümleri ile AİFD ve İEİS tarafından yayınlanan “İyi Tanıtım İlkeleri”ne uygun olarak, hastalar ve sağlık meslek mensuplarına yönelik farklı bilgiler içeren yeni kurumsal web sitesinde, Er-Kim İlaç’ın tarihçesinden ürünlerine, iş ortaklarından kariyer fırsatlarına kadar geniş yelpazede bilgilere Türkçe ve İngilizce olarak erişim olanağı bulunuyor.

Er-Kim İlaç bu projeyi, yaptığı başarılı işlerle Altın Örümcek Web Ödülü birinciliği ve uluslararası Awwwwards Ödülü gibi sektörel ödüller almış olan Scope Digital ile işbirliği halinde gerçekleştirmiş olup, modern, yenilikçi bir tasarımının yanı sıra standart ekran çözünürlüklerinde ve tüm mobil cihazlarda kusursuz görüntülenmeyi sağlayan “responsive” yazılım teknikleri ve HTML5 animasyonlar ile hazırlanan yeni web sitesinde kullanıcı dostu arayüzü ile ziyaretçilerin bilgilere hızlı ve sorunsuz şekilde ulaşmasını hedeflemiştir.

ErKimBasinBulteni-1602 20160307
25 04

Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş. Kadın Çalışanlarının 8 Mart Kadınlar Gününü Kutladı

İlaç sektöründe 35 yıldır faaliyet göstermekte olan Er-Kim İlaç, toplam insan kaynağının %45’ini oluşturan kadın çalışanlarının 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü özel bir etkinlikle kutladı.

Çalışma ilkelerinde insani unsurlara ve etik değerlere büyük önem veren Er-Kim İlaç, bu özel günde Türkiye tıp camiasına büyük katkılarda bulunmuş, lepra’yı bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkartmış ve ülkemizin kardelenlerine ömrünü adamış Prof. Dr. Türkan Saylan’ı da saygıyla anmak amacıyla, Türkiye’nin en değerli kadın yazarlarından Ayşe Kulin’in kaleminden çıkan ve Prof. Saylan’ın hayatından kesitler sunan “Türkan” kitabını, Er-Kim İlaç’ın ricasını kırmayıp kabul eden Ayşe Kulin’in özel imzasıyla tüm kadın çalışanlarına hediye etti.

Sektördeki 35. yılını şirket içi etkinlikler ve çeşitli sosyal sorumluluk projeleri ile kutlayacak olan
Er-Kim İlaç, istihdam politikalarında da kadın çalışanlarının tüm sosyal haklarına maksimum özen gösteren bir firma olarak tanınıyor.

ErKimBasinBulteni-1601 20160307
25 04

Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş. 35. Kuruluş Yılını Kutluyor…

1981 yılında kurulan ve Türkiye’ye onkoloji ürünlerini ilk ithal eden firma olarak faaliyete başlayan Er-Kim İlaç 35. yılını kutluyor.

Türkiye ilaç sektöründe faaliyet gösterdiği 35 yıl süresince ülkemizde gereksinim duyulan pek çok özel ürünü ithal ederek hekim ve hastalarımızın kullanımına sunan ve bazı önemli hastalıkların tedavisinde öncü rol oynayan Er-Kim İlaç sektörde “ilklerin firması” olarak tanınıyor.

Yıllar içinde birçok uluslararası firmanın yaşam kurtarıcı ve hasta yaşamına değer katan orijinal/patentli ürünlerini Türkiye pazarına sunmuş olan Er-Kim İlaç, çokuluslu şirketlerle paylaştığı pazarlarda önemli başarılara imza atmış ve bu sayede ithal ettiği ürünlerin ana firmalarının da Türkiye pazarına girmesine olanak sağlamıştır. Bugün Türkiye’de kendi ismiyle faaliyet gösteren ve büyük çoğunluğu AİFD üyesi olan 7 firmanın ilk münhasır distribütörü olan Er-Kim İlaç sektöre olan bu katkılarıyla da gurur duyuyor.

35. yılını şirket içi etkinlikler ve çeşitli sosyal sorumluluk projeleri ile kutlayacak olan Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş. halen 11 uluslararası firmanın Türkiye münhasır distribütörü olarak faaliyetine devam ediyor.

Temel misyonu “Türkiye’ye yeni ve maliyet-etkin tedavi alternatiflerini sunmak” olan Er-Kim İlaç tüm çalışmalarını bu misyon üzerine planlayıp yöneterek ülkemizde bulunmayan tedavi alternatiflerini Türk Tıbbının ve dolayısıyla hastalarımızın hizmetine sunmak için yoğun çaba göstermekte, ayrıca Türkiye’de mevcut ürünlerin uygun fiyatlı eşdeğerlerini de yerli üretim anlaşmaları kapsamında portföyüne katarak kamu ilaç giderlerinde tasarrufa katkıda bulunmaktadır.

Hematoloji ve Onkoloji alanında sunduğu ürünlerle birçok yeniliğe imza atan ve doğal olarak birçok kavramı da beraberinde getiren Er-Kim İlaç, bugün faaliyet alanlarına Kadın-Doğum, Üroloji, Ortopedi, Fizik Tedavi, Enfeksiyon Hastalıkları, Gastroenteroloji, Endokrinoloji, Nöroloji, İmmunoloji ve Organ Nakli ürünlerini de eklemiş bulunmaktadır.

Er-Kim İlaç bu alanlardaki ihtiyaca yönelik ürünleri Türk Tıbbının hizmetine sunmaya devam ederken, tüm diğer ürünlerinde de hasta/hekim yararına artı özellikler gözetmeye çalışmakta ve portföyünü reçeteli eşdeğer ve reçetesiz ürünlerle de genişletmektedir.

Er-Kim İlaç bugüne kadar elde ettiği bilgi, deneyim ve insan kaynağı ile Türkiye dışındaki ülkelerde de faaliyet gösterme kararı almış ve bu konuda ilk adımlarını atmıştır.

Ülkemize ve ülkemiz insanına artı değerler yaratma amacında olan Er-Kim İlaç, gelecek yıllarda da Türk Tıbbının gereksinimlerine yanıt bulmaya çalışacağını ve insan hayatını iyileştirme hedefi doğrultusunda emin adımlarla yürümeye devam edeceğini ifade etmektedir.

KARİYER

Er-Kim İlaç kariyer sayfasına hoş geldiniz.

Er-Kim İlaç, Türk pazarına yeni tedavileri getirmeyi ve hasta yaşam kalitesini arttırarak şirket misyonuna ulaşmayı hedeflemektedir.

Kariyer sayfamızın diğer başlıklarında şirket organizasyon yapısı, performans yönetimi, eğitim ve gelişim sayfalarımız inceleyebilir; isterseniz iş başvuru formuna da ulaşabilirsiniz.

YASAL UYARI

Bu sitedeki bilgiler hekim ya da eczacıya danışmanın yerine geçemez. Bu sitedeki bilgilerin ve referansların yanlış veya kötüye kullanımı halinde oluşacak durumlarda, içeriğinde oluşabilecek hata ve eksiklikler durumunda ve sitenin kullanımına bağlı olarak oluşacak herhangi bir durumda Er-Kim İlaç hukuki sorumluluğu üstlenmez. Sitedeki bilgiler sadece hedef kullanıcılara yönelik olup, bu bilgiler başkaları tarafından 3. şahıslara / gruplara dağıtılamaz, kopyalanamaz, iletilemez. Sitede adı geçen tescilli markaların ve metinlerin izinsiz kullanımı yasaktır. Sitenin güncelleştirilmesi konusunda Er-Kim İlaç özenle çalışmaktadır ancak bir taahütte bulunamaz, garanti veremez. Sitenin kullanımı halinde kullanıcılar yukarıda belirtilen yasal uyarıyı tamamen ve çekincesiz olarak kabul etmiş sayılırlar.

Bu sitede yeralan linkler vasıtasıyla bağlanılan diğer sitelerdeki bilgiler Er-Kim İlaç’ın sorumluluğunda değildir. Bu sitelerdeki faaliyetler T.C. yönetmeliklerine uymayabilir, bilgiler T.C. Sağlık Bakanlığı’nın onayladığı metinlerden farklı olabilir.

İŞ GELİŞTİRME

35 yılı aşkın deneyimimizle birçok güçlü ve köklü ortaklık başlattık, geliştirdik ve yeni işbirlikleri ile yola devam ediyoruz.

Amerika’dan Avrupa’ya, Japonya’dan Türkiye’ye dünya çapında iş ortaklarımız ile portföyümüzü sağlam adımlarla genişletmeyi hedefliyoruz.

Güncel ve geçmiş iş ortaklıklarımıza aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İş geliştirme ile ilgili bize ulaşmak için bd@erkim-ilac.com.tr adresine e-posta gönderebilirsiniz.

GEÇMİŞ İŞ ORTAKLARI
  • American Home Products (AHP) – ABD
  • Biocodex Ltd. Şti. – Türkiye
  • Biosyn Arzneimittel GmbH – Almanya
  • Biromedicina – Macaristan
  • Bristol-Myers Squibb Company – ABD
  • Cyanamid Inc. – ABD
  • Ferring International – Danimarka & İsveç
  • Gilead Sciences – İrlanda & İngiltere
  • Inpa SA – Yunanistan
  • Inversion Laboratories – Belçika
  • Leiras Oy – Finlandiya
  • Lundbeck – Danimarka
  • Medimmune Oncology Inc. – ABD
  • Nexstar Inc. – ABD
  • Novendia – Yunanistan
  • Novo Nordisk – Danimarka
  • Nycomed Pharma AS – Norveç
  • Pharmachemie BV – Hollanda
  • Pharmion GmbH – İsviçre
  • Pierre Fabre İlaç – Türkiye
  • Pierre Fabre Medicament SA – Fransa
  • Pinnacle Biologics Inc. – ABD
  • Proel SA – Yunanistan
  • Santen Oy – Finlandiya
  • Schering Alman Ltd. Şti. – Türkiye
  • Schering-Plough Inc. – ABD
  • Servycal SA – Arjantin
  • TTY Biopharm Co. – Tayvan
  • United Pharmaceuticals SA – Fransa
  • Vestar Inc. – ABD
  • Wyeth – ABD
  • Wyeth Lederle – ABD

VİZYON · MİSYON · DEĞERLER

Er-Kim İlaç kuruluşundan bu yana yenilikçi ürün portföyü ile şeffaf bir hizmet anlayışını benimsemiştir ve Türkiye insanının sağlığı için çalışmaktadır. Ulaşılabilir yenilikçi ürünleri, yüksek biyoteknoloji ürünlerini ve yurt dışında sıklıkla kullanılan yenilikçi gıda takviyelerini de Türkiye tıbbına sunmaktadır.

Faaliyette bulunduğu 35 yıldan uzun sürede Türkiye’ye yeni tedavi seçenekleri sunmak amacıyla birçok önemli ürünü ve destek ürünlerini Türkiye’ye getirmiş olan Er-Kim İlaç, sağlığın geleceğine yatırım yapan, şeffaf ve yenilikçi hizmet üreten bir şirket olarak, insan hayatını iyileştirme hedefini gerçekleştirme kararlılığında emin adımlarla yürümeye devam etmektedir.

İletişime açık ve insani değerlere önem veren bir yönetim yapısıyla 35 yıl süresince edindiği her deneyimi gelecek yıllara aktararak daha verimli ve etkin çalışmak adına planlama yapan ve organizasyonel yapısını değiştiren Er-Kim İlaç, pazar dinamiklerini ve gereksinimlerini sürekli analiz eden ve bu kapsamda kendisini yenileyen, çalışanlarının fikirlerine değer veren şirket felsefesi ile kendisini farklılaştıran ilkelere sahiptir. Günümüzün gereklerine uygun iç ve dış müşteri yönetimi ve her kademede interaktif süreç zincirini başarı ile yöneten Er-Kim İlaç değişime ve gelişime açık yönetim sistemini benimsemiştir.

ZAMAN TÜNELİ

2016
2016_2

Sözleşmeli üretim yöntemiyle ürettiği ilk yerli ürünün ruhsatını almıştır.

2015
img-travel

Üç OTC ürünü ve iki tıbbi cihaz ürünü lansmanı yapmıştır.

2014
2014

İlk narkotik analjezik ürününü piyasaya sunmuştur.

2013
img_5

Ürün portföyüne OTC ve tıbbi cihaz alanlarında ürünler eklemiştir.

2012
img_4

İş hacmi büyüklüğünde Türkiye’deki ilaç şirketleri arasında ilk çeyrekte yer almıştır.

2008
img6

Yaklaşık 100 milyon $’lık
satış cirosuna ulaşmıştır.

2004
2004

Türkiye’de ilk kez teratejonik bir ilaç için Risk Yönetimi Programı uygulamaya sokmuştur.

2002
2002

İlk kez bir Türk firmaya pazarlama ve satış hizmetleri sunmaya başlamıştır.

1998
1998-3

Türkiye ilaç pazarındaki ilk radyo-protektif ürünü piyasaya sunmuştur.

1997
1997

Plazma türevi biyoteknoloji ürünlerini piyasaya sunmuştur.

1997
1997-2

İsmini
Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Olarak değiştirmiştir.

1996
1996_2

İthal ettiği ürünlerle Tüp Bebek (IVF) pazarına girmiştir.

1994
1994

Hormon ürünleri ithalatı ve pazarlamasına başlamıştır.

1993
1993

Türkiye ilaç sektöründe ilk lipozomal ürünü piyasaya vermiştir.

1992
Mumessil

Mümessillik ecza deposu yetkisi almıştır.

1990
Erkim İşyeri

Pazara erişim ve ruhsatlandırma hizmetleri için Ankara Ofisini açtı.

1989
img_3

Yalnızca bitmiş ithal ilaç pazarlamasına odaklanma kararı almıştır.

1988
1989_2

İnterferon ürünlerini ithal etmeye başlamıştır.

1986
1986

İthal insülin preparatlarını piyasaya sunmuştur.

1985
1985

İlk radyo-opak ürünleri ithal etmeye başlamıştır.

1983
1983

Türkiye’de ilk ithal onkoloji ilaçlarını piyasaya sunmuştur

1982
img_1

İlaç, tarım pestisitleri ve kimyasallar ithal etmeye ve satmaya başlamıştır.

1981
1981_2

Er-Kim İlaç kurulmuş ve Cyanamid Inc. firmasının lisansörü olarak faaliyete başlamıştır.

2016

2016_2

Sözleşmeli üretim yöntemiyle ürettiği ilk yerli ürünün ruhsatını almıştır.

2015

img-travel

Üç OTC ürünü ve iki tıbbi cihaz ürünü lansmanı yapmıştır.

2014

2014

İlk narkotik analjezik ürününü piyasaya sunmuştur.

2013

img_5

Ürün portföyüne OTC ve tıbbi cihaz alanlarında ürünler eklemiştir.

2012

img_4

İş hacmi büyüklüğünde Türkiye’deki ilaç şirketleri arasında ilk çeyrekte yer almıştır.

2008

img6

Yaklaşık 100 milyon $’lık
satış cirosuna ulaşmıştır.

2004

2004

Türkiye’de ilk kez teratejonik bir ilaç için Risk Yönetimi Programı uygulamaya sokmuştur.

2002

2002

İlk kez bir Türk firmaya pazarlama ve satış hizmetleri sunmaya başlamıştır.

1998

1998-3

Türkiye ilaç pazarındaki ilk radyo-protektif ürünü piyasaya sunmuştur.

1997

1997

Plazma türevi biyoteknoloji ürünlerini piyasaya sunmuştur.

1997

1997-2

İsmini
Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Olarak değiştirmiştir.

1996

1996_2

İthal ettiği ürünlerle Tüp Bebek (IVF) pazarına girmiştir.

1994

1994

Hormon ürünleri ithalatı ve pazarlamasına başlamıştır.

1993

1993

Türkiye ilaç sektöründe ilk lipozomal ürünü piyasaya vermiştir.

1992

Mumessil

Mümessillik ecza deposu yetkisi almıştır.

1990

Erkim İşyeri

Pazara erişim ve ruhsatlandırma hizmetleri için Ankara Ofisini açtı.

1989

img_3

Yalnızca bitmiş ithal ilaç pazarlamasına odaklanma kararı almıştır.

1988

1989_2

İnterferon ürünlerini ithal etmeye başlamıştır.

1986

1986

İthal insülin preparatlarını piyasaya sunmuştur.

1985

1985

İlk radyo-opak ürünleri ithal etmeye başlamıştır.

1983

1983

Türkiye’de ilk ithal onkoloji ilaçlarını piyasaya sunmuştur

1982

img_1

İlaç, tarım pestisitleri ve kimyasallar ithal etmeye ve satmaya başlamıştır.

1981

1981_2

Er-Kim İlaç kurulmuş ve Cyanamid Inc. firmasının lisansörü olarak faaliyete başlamıştır.

TEDAVİ ALANLARI

treatment2
Hematoloji
treatment1
Onkoloji
immunoloji
İmmünoloji
treatment3
Nöroloji
treatment4
Üroloji
kadin2
Kadın Hastalıkları ve Doğum
treatment7
Ortopedi – FTR
treatment5
Gastroenteroloji
treatment8
Enfeksiyon Hastalıkları
transplantasyon
Transplantasyon
treatment9
Dermatoloji
treatment10
Endokrinoloji
eye_by1
Oftalmoloji
yogun_bakim
Yoğun Bakım

Hematoloji

Miyelodisplastik Sendrom nedir?

Miyelodisplastik Sendromlar (MDS), kemik iliğinin yeterli sayıda sağlıklı kan hücresi üretmediği bir grup farklı kemik iliği bozukluklarıdır. MDS özellikle yaşlılarda görülen bir hastalık olmakla birlikte, daha genç yaştakileri de etkileyebilir.

Sitopeni adı verilen kan hücresi sayılarındaki düşüklük MDSʼnin en belirgin işareti olup, MDS hastalarında görülen düşük akyuvar sayısına bağlı enfeksiyon, düşük alyuvar sayısına bağlı anemi, düşük trombosit sayısına bağlı kendiliğinden kanama ya da kolay berelenme gibi bazı belirtiler görülebilir.

MDS’de tedavi semptomlara, hastalığın evresine, hastalık risk kategorisine, yaş ve hastada mevcut diğer tıbbi durumlara bağlıdır. MDS’de farklı tedavi seçenekleri bulunmasına rağmen her tedavi her hasta için uygun değildir.

Myelodisplazi gelişiminde rol oynayan biyolojik mekanizmaları hedef alan yeni ilaç tedavileri (hipometilleyici ilaçlar) tedavide son yıllarda başarılı sonuçlar alınmasını sağlamıştır.

Multiple Miyelom nedir?

Multipl Miyelom, plazma hücrelerinin kontrol dışı artışından kaynaklanan habis bir hastalıktır. Multipl Miyelom hastalığında ortaya çıkan habis plazma hücrelerine miyelom hücreleri denilir. Miyelom hücreleri sadece tek tip (buna monoklonal denir) ve anormal bir antikor üretirler. Multipl Miyelom, kansızlığa, enfeksiyonlara, kemiklerin zayıflamasına ve böbreklerin hasar görmesine sebep olur.

Tedavi hastanın yaşını, fiziki durumunu, organ fonksiyonlarını ve kişisel tercihlerini göz önüne alarak uygulanır. Tedavide kullanılan “yeni ilaçlar” adı altında toplanan bazı ilaçlar ve kök hücre transplantasyonu (kemik iliği nakli) son yıllarda bu hastalıkta eskisine oranla çok daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlamıştır.

Hemofili nedir?

Hemofili hastalığı kandaki pıhtılaşmayı sağlayan proteinlerden Faktör VIII veya Faktör IX’un hayat boyu eksik veya yetersiz olduğu, vücutta meydana gelen kanamaların durmaması şeklinde gelişen bir doğumsal kan hastalığıdır. Hastada Faktör VIII eksikliği varsa Hemofili A, Faktör IX eksikliği varsa Hemofili B olarak isimlendirilir.

Kalıtsal olan hemofili hastalığı bulaşıcı değildir. Ailenin erkek bireylerinde ortaya çıkar, kadınlar ise taşıyıcıdır.

Hemofili hastalarında vücudun değişik kısımlarında aşırı kanamalar olur. Bu kanamalar Faktör VIII veya Faktör IX’un kan düzeylerine bağlı olarak değişir. Erkek çocuklarda genellikle 1-2 yaşlarında çarpmalar ve düşmeler sonrası kol ve bacak derilerinde morarmalar ile diz ve dirsek gibi eklemlerde kanamaya bağlı ağrılı şişlikler ortaya çıkar. Bir türlü durdurulamayan burun kanamaları, dişeti kanamaları, sünnet sonrası kanamalar ve kesilen yerin geç iyileşmesi dikkati çeken diğer şikayetlerdir.

Hemofili hastalarında kanama, hastalığın şiddetine bağlı olarak hayat boyu devam eder. Faktörün düzeyine göre klinik tablo ağırlaşabilir. Hemofili tanısında hasta öyküsü ve laboratuvar testleri önemlidir.

Bu hastalarda temel tedavi yaklaşımı eksik faktörlerin dışarından verilen ilaçlarla yerine konması (replasman tedavisi) ve plazmada yeterli düzeyde Faktör VIII veya Faktör IX bulunmasını sağlamaktır. Bu tedavi ömür boyu sürer.

Günümüzde uygulanmakta olan yüksek kalite standartları ve ürün güvenliliği yöntemleriyle replasman tedavisinde kullanılan ürünlere yönelik riskler çok büyük oranda yok edilmiş olup, hemofili hastalarının tedavisinde en önemli sorun kullanılan ürüne bağlı inhibitör gelişimi olarak ortaya çıkmaktadır. İnhibitör gelişimi, dışarıdan verilen pıhtılaşma faktörlerini vücudun yabancı bir madde olarak kabul edip, bunları nötralize eden antikorlar üretmesi olarak tanımlanmaktadır. İnhibitör gelişen hemofili hastaları uygulanan tedaviye anacak yüksek dozlarda yanıt vermekte ya da bazı durumlarda hiç yanıt vermemektedir.

İdiopatik Trombositopenik Purpura nedir?

İdiopatik Trombositopenik Purpura ya da İmmün Trombositopenik Purpura (ITP) olarakda adlandırılan hastalık kanın normal pıhtılaşmasının bozulduğu ve kanamaya meyille giden otoimmün bir hastalıktır. ITP’de vücudun bağışıklık sisteminin yanlışlıkla kendi trombositlerine karşı ürettiği ankikorlar kan pulcuklarını (trombosit=platelet) yok eder ve sonuçta kanamaya yatkınlık oluşur.

Akut (ani başlangıçlı) ve süreğen (kronik) olmak üzere iki çeşit ITP vardır. Tipik olarak Akut ITP, enfeksiyonları takiben gelişir ve genellikle hastalık altı ay içinde düzelir. Çocuklarda genellikle akut form görülür. Hastalık altı aydan uzun süre devam ederse Kronik ITP olarak adlandırılır ve yetişkinlerde daha sık görülür.

Ciltte morluklar, peteşiler (ciltte ya da ağız içi gibi diğer vücut yüzeylerinde oluşan toplu iğne büyüklüğünde, basmakla solmayan kanamalar), durdurulamayan kanamalar, burun kanaması, diş eti kanamaları, yoğun adet kanamaları, idrarda kan, dışkıda kan yakınmaları ile hasta başvurabilir.

Tanı; hastanın öyküsü, fizik muayene, tam kan sayımı ve periferik yayma ile yapılır. Çocukların çoğunda 6 ay içinde kendiliğinden iyileşir, az bir kısmı tedavi gerektiren kronik tipe ilerleme gösterir. Erişkinlerin büyük kısmı kroniktir ve tedavi gerektirir.

Sekonder İmmün Yetmezlik nedir?

İmmün sistem (bağışıklık sistemi), enfeksiyona yol açabilen bakteri, virüs, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların zarar verici etkilerine karşı vücudu korur. Bağışıklık yetmezliği hastalıkları bağışıklık sisteminin bir ya da birden çok bölümünün yetersizliği sonucunda oluşur.

Sekonder (İkincil) İmmün Yetmezlikler (SİY/SID) olarak tanımlanan bağışıklık sistemi yetersizlikleri, kalıtsal nedenler dışındaki bazı kronik hastalıklar, kanserler, kemik iliğine toksik etki gösteren ilaç kullanımı, uzun süreli kortikosteroid kullanımı, AIDS gibi bağışıklık sistemini etkileyen enfeksiyonlar, kemik iliği nakli gibi girişimler, bazı metabolik bozukluklar, ciddi karaciğer yetmezliği, ağır beslenme bozukluğu, üremi, ağır ve büyük yanıklar gibi durumlar sonucunda ikincil olarak ortaya çıkan bir grup hastalıktır.

Sekonder immun yetmezliğe yol açan en önemli hastalıklar arasında Multiple Miyelom (MM), Kronik Lenfositik Lösemi (KLL) gelmektedir.

Multipl Miyelom, plazma hücrelerinin kontrol dışı artışından kaynaklanan habis bir hastalıktır. Multipl Miyelom hastalığında ortaya çıkan habis plazma hücrelerine miyelom hücreleri denilir. Miyelom hücreleri sadece tek tip (buna monoklonal denir) ve anormal bir antikor üretirler.

Lösemi ise, kan hücrelerinin özellikle de akyuvarların normalin üzerinde çoğalması ile kendini gösteren bir kanser türüdür. Erişkinde en sık görülen lösemi türü KLL’dir. KLL 60 yaş ve üzerindeki kişilerde daha sık görülür. KLL yavaş seyirli olup, başlangıç aşamasında fazla klinik bulguya neden olmaz, asemptomatiktir. En sık fizik muayene bulgusu yüzeyel lenf bezi büyümesidir. Bazen ateş, kilo kaybı, halsizlik ve çabuk yorulma görülebilir. İleri evrelerde dalak ve karaciğer büyümesi tespit edilebilir.

KLL hastalarında morbidite ve ölümlerin en önemli sebebi enfeksiyonlardır. Enfeksiyonların en sık sebebi immün yetmezlik sonucu hipogamaglobulinemidir. İleri evrelerde immun yetmezlik, kemik iliği infiltrasyonu, kemoterapi veya hipersplenizmin neden olduğu nötropeniye bağlı enfeksiyonlar sıktır.

Demir Eksikliği Anemisi nedir?

Demir, kanda bulunan alyuvarların içindeki hemoglobin yapısında bulunmaktadır. Demir eksikliği anemisi ise vücuttaki demir miktarının normal değerlerin altında olmasına bağlı olarak kandaki hemoglobinin yaş ve cinse göre normal kabul edilen değerlerin altında olmasıdır.

Demir eksikliği anemisi; diyette yeterli demir bulunmaması veya diyette yeterli demir olduğu halde emiliminde kusur olması, gebelik ve çocukluk dönemi gibi ihtiyacın arttığı hallerde, mide bağırsak sistemi veya diğer sistemlerde kan kaybı olması durumunda oluşur.

Demir eksikliği anemisinde halsizlik, iştahsızlık, inatçı baş ağrıları, kol ve bacaklarda uyuşmalar, nefes darlığı, çarpıntı hissi, ağız ve dilde yanma hissi, dudak kenarında çatlaklar, yutma güçlüğü gibi belirtiler görülebilir. Ağır demir eksikliği anemisi kalp sorunlarına, enfeksiyonlara, çocuklarda büyüme ve gelişme ile ilgili problemlere ve diğer komplikasyonlara yol açabilir. Demir eksikliği olan gebelerde erken doğum, düşük kilolu bebek, doğum sonrası kan nakli ihtiyacı gibi durumlara neden olabilir.

Demir eksikliği anemisinin temel tedavisi, beslenmeye dikkat edilmesi ve vücutta eksik olan bu mineralin demir içeren haplar kullanarak yerine konulması yöntemidir.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Onkoloji

Tıbbi Onkoloji:

Kemik Metastazı nedir?

Kemik metastazı, temel tümör odağından ayrılan kanser hücrelerinin kemiğe yerleşmesidir. Genellikle prostat, meme, akciğer, tiroid ve böbrek kanserleri kemiklere en fazla yayılım (metastaz) gösteren kanserlerdir. Kemik metastazı bulguları hastadan hastaya değişir. En sık görülen belirtileri arasında kemik ağrısı, kırıklar ve omurilik basısı yer almaktadır.

Kemik metastazlarının oluşumunu engellemek ya da tedavi etmek amacıyla hormon tedavisi, radyoterapi, kemoterapi, hedef tedaviler kullanılabilir. Tedaviler arasında bulunan bifosfonatlar, kemikteki yıkımı azaltırlar. Cerrahi tedavi, kırıklara engel olmak veya kırılan bölgeyi sabitlemek amacıyla bazı ortopedik ameliyatlar yapılabilir.

Kanser Hastalarında Baş Edilemeyen Ağrı nedir?

Kanser hastasında ağrı olasılığı erken dönemde %38 iken, hastalık ilerledikçe bu oran %85’leri bulmakta ve yaşam kalitesini de bozmaktadır. Orta ve şiddetli kanser ağrısı olan hastalarda kronik kanser ağrısı opioid analjezikler ile iyi düzeyde kontrol altına alınmış olmasına rağmen birçok hastada ani başlangıçlı, kısa süreli, gün içersinde tekrarlayabilen ve hareketle ilişkili olabilen geçici bir sancı dalgası şeklinde kaçak ağrı görülmektedir.

Yapılan çalışmalarda kaçak ağrının kanser hastalarında sık görüldüğü ve hayat kalitesini olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir. Bir çalışmada kanser hastalarında %64 oranında kaçak ağrı ile karşılaşıldığı gösterilmiştir. Kaçak ağrı hastanın düzenli olarak ağrı kesici ilaçlarını almasına rağmen ortaya çıkan kısa süreli şiddetli ağrı alevlenmeleridir. Genellikle ani başlar ve birkaç dakika ila birkaç saat arasında sonlanır. Birçok hasta gün içinde birçok kaçak ağrı atağı ile karşılaşır.

Kaçak ağrı kanserden veya kanser tedavisinden kaynaklanabilir veya belirli bir aktivite sırasında ortaya çıkabilir (yürüme, giyinme, öksürme gibi). Ancak bazen beklenmedik bir anda belirgin bir neden yokken de oluşabilir. Kaçak ağrı genellikle sürekli kullanılan ağrı kesici ilaçlardan daha çabuk etkisini gösteren güçlü, kısa etkili ağrı kesicilerle tedavi edilir.

Bu ağrı yakınması direkt olarak tümörün invazyonuna ve kompresyonuna (%85) bağlı olmakla birlikte %17 oranında tümörün tedavisine, %9 oranında tümör ile ilgili ve %9 oranında da tümör dışı nedenlere bağlıdır.

Kısaca, kanser ağrısı ya devamlı ya aralıklı ya da ani alevlenmeler (ani artan ağrı- kaçak ağrı) şeklinde olur. Kanser hastalarının 2/3’ünde görülen kaçak ağrısı özellikle yutkunma, öksürme, defekasyon-miksiyon ve hareketle ortaya çıkmaktadır ve şiddetlidir, kısa sürelidir ve kontrolü zordur. Hastanın bazal medikal tedavisine ek olarak kısa etkili ilaçlar kullanılması ağrı sağaltımını sağlayacaktır.

Kemoterapiye Bağlı Bulantı ve Kusma nedir?

Kanser tedavisi için uygulan kemoterapi ilaçlarının bilinen en önemli yan etkileri arasında bulantı ve kusma gelmektedir. Bulantı ve kusma esasında kemoterapi ilaçlarının sindirim sistemine verdiği hücresel bir hasarın sonucudur.

Kanser tedavisine bağlı bulantı ve kusmada, kullanılan kemoterapi ilaçlarının bulantı kusma oluşturma potansiyeli, ilaçların dozu ve bireysel farklılıklar hastanın kliniğini belirler.

Kemoterapiye bağlı bulantı ve kusma farklı birkaç tipte gözlenir. Akut bulantı-kusma (kemoterapi uygulanmasıyla başlayan ilk 24 saat) ve gecikmiş bulantı-kusma (24-120 saat, 2 ile 5. günler arası gözlenen) ve öğrenilmiş veya beklentisel bulantı-kusma vardır. Daha önce uygulanan kemoterapi sonrası yaşanmış olan bir bulantı kusma deneyimi daha sonra kemoterapi uygulamalarında hastada beklentisel olarak bulantı-kusma oluşumunu arttırabilir.

Kemoterapiye bağlı bulantı ve kusmanın optimal kontrolünde ilaç tedavisi son derece önemlidir. Günümüzde bulantı ve kusmanın önlenmesinde veya tedavisinde kullanılan pek çok ilaç vardır. Bulantı ve kusmanın tedavisi kadar önlenmesi de önemlidir. Hastaya uygulanacak olan kemoterapi öncesinde bulantı kusma oluşumunu önlemek için hastaya önceden (proflaktik) bulantı ve kusma önleyici tedaviler uygulanır. Bulantı ve kusma ilacı başlanırken; kemoterapide kullanılan ilacın bulantı-kusma oluşturma düzeyi, hastanın daha önce bulantı- kusması olduysa kullandığı ilaçlar ve bu ilaçların etkinliği göz önünde bulundurulmalıdır.

Radyasyon Onkolojisi:

Baş Boyun Tümörleri nelerdir?

Baş ve boyun kanserleri, erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen kanser türleri arasında yer almaktadır. Baş ve boyun kanserlerinin büyük çoğunluğu erken dönemde belirti verirler. Sigara kullanımı, tütün çiğnenmesi, alkolizm ve kötü beslenme baş ve boyun kanserlerinin başlıca nedenleridir.

Baş ve boyun kanserlerinin tedavisi genellikle multidisipliner yaklaşım gerektirir. Baş ve boyun kanserleri için ilk seçenek cerrrahi tedavilerdir. Ancak, birçok baş ve boyun kanseri için ışın tedavisi (radyoterapi) de çok etkili bir seçenek oluşturmaktadır.

Radyasyon tedavisi hem erken (akut) hem de geç (kronik) yan etkilere neden olabilir.

Radyasyonun akut yan etkileri, tedavi edilen bölgedeki hızlı bölünen normal hücrelerin zarar görmesine bağlı olarak ortaya çıkar. Bu yan etkiler arasında en sık görüleni baş veya boyun bölgesine radyoterapi uygulanırken tükürük bezlerinin hasar görmesi ve buna bağlı olarak tükürük salgısının azalmasına (kserostomi) bağlı yutma, çiğneme güçlüğü, ağız içi yaralar, diş ve diş eti sorunları ortaya çıkması ve genel olarak hasta yaşam kalitesinin bozulmasıdır.

Amerika ve Avrupa sağlık otoriteleri tarafından da baş boyun kanserlerine yönelik radyoterapi süresince normal dokuların korunması için onaylanan radyoprotektan bir ilaç ile kserostomiye bağlı yan etkiler azaltılabilmektedir.

Sekonder İmmün Yetmezlik nedir?

İmmün sistem (bağışıklık sistemi), enfeksiyona yol açabilen bakteri, virüs, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların zarar verici etkilerine karşı vücudu korur. Bağışıklık yetmezliği hastalıkları bağışıklık sisteminin bir ya da birden çok bölümünün yetersizliği sonucunda oluşur.

Sekonder (İkincil) İmmün Yetmezlikler (SİY/SID) olarak tanımlanan bağışıklık sistemi yetersizlikleri, kalıtsal nedenler dışındaki bazı kronik hastalıklar, kanserler, kemik iliğine toksik etki gösteren ilaç kullanımı, uzun süreli kortikosteroid kullanımı, AIDS gibi bağışıklık sistemini etkileyen enfeksiyonlar, kemik iliği nakli gibi girişimler, bazı metabolik bozukluklar, ciddi karaciğer yetmezliği, ağır beslenme bozukluğu, üremi, ağır ve büyük yanıklar gibi durumlar sonucunda ikincil olarak ortaya çıkan bir grup hastalıktır.

Sekonder İmmun Yetmezliği olan hastalar enfeksiyonlara karşı korumasızdırlar. Bu hastalar daha sık enfeksiyon hastalıklarına yakalanır ve grip gibi basit enfeksiyonlar gibi çok ağır seyredebilir.

Radyasyon Yanığı Nedir?

Radyoterapi, iyonlaştırıcı ışın kullanarak yapılan bir kanser tedavisi türüdür. Hedef tümörlü dokuların yok edilmesi ve bu sırada da normal dokuların korunmasıdır.

Radyoterapide, vücuttaki hastalığı tedavi etmek için yüksek enerjili ışınlar kullanır. Ancak hedef hücrelere ulaşmak için, bu ışınların ciltten geçmesi gerekir. Bunu yaparken de, cilde ve sağlıklı cilt hücrelerine etki ederler ve hücreler parçalanıp ölebilir. Bu da cildi hassaslaştırabilir ve kuruluğa, kaşıntıya ve döküntülere yol açabilir ve durum Radyasyon Yanığı olarak adlandırılır.

Radyoterapinin yan etkilerinden biri olan cilt toksisitesi hastanın tedavi programını etkileyebilir ve yaşam kalitesini azaltabilir. İyonize radyasyona karşı cildin tepkisi ışınlanan bölgenin hacmi, uygulanan doz ve dokunun ışın duyarlılığına göre değişir. Eğer cilt çok hasar görürse, radyoterapi tedavisine ara verilmesi gerekebilir.

Cilt kendini oldukça hızlı onarır, ancak sık sık ve uzun süreli radyoterapi görülüyorsa, cilt hücrelerinin radyoterapiler arasında kendini iyileştirmek için zamanı olmayabilir ve dışarıdan verilecek destek tedavilerle cildin kendisini toparlaması sağlanabilir.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

İmmünoloji

Primer İmmün Yetmezlik nedir?

İmmün sistem (bağışıklık sistemi), enfeksiyona yol açabilen bakteri, virüs, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların zarar verici etkilerine karşı vücudu korur. Bağışıklık yetmezliği hastalıkları bağışıklık sisteminin bir ya da birden çok bölümünün yetersizliği sonucunda oluşur.

Primer (Birincil) İmmün Yetmezlikler (PİY/PID) olarak tanımlanan bağışıklık sistemi yetersizlikleri, kalıtsal bir grup hastalıktır. Türkiye’de akraba evliliği fazla olduğundan hastalıkların görülme sıklığı Avrupa ve ABD’den daha fazladır.

Primer immün yetmezliklerde ortak klinik bulgu enfeksiyonlara artmış duyarlılık ve sık enfeksiyon geçirmedir. Uzun süreli enfeksiyonlar, beklenenden sık tekrarlanan enfeksiyonlar, tedaviye tam cevap vermeyen enfeksiyonlar, tekrarlayan deri döküntüleri, gelişme geriliği, uzun süreli ishal, tekrarlayan apseler (yaralar) bağışıklık yetersizliği düşündüren bulgulardır. Öyküsünde böyle bulgular olan çocuklarda PİY düşünülmelidir.

Erken teşhis ve tedavi, morbidite ve mortalite açısından en önemli süreçlerdir. Bu hastalarda vücudun güçlendirilmesi, enfeksiyon etkenlerinden korunması ve eksik olan bağışıklık komponentlerinin sağlıklı bireylerden alınan plazma türevleri ile yerine konması en önemli tedavi yaklaşımlarıdır.

Sekonder İmmün Yetmezlik nedir?

İmmün sistem (bağışıklık sistemi), enfeksiyona yol açabilen bakteri, virüs, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların zarar verici etkilerine karşı vücudu korur. Bağışıklık yetmezliği hastalıkları bağışıklık sisteminin bir ya da birden çok bölümünün yetersizliği sonucunda oluşur.

Sekonder (İkincil) İmmün Yetmezlikler (SİY/SID) olarak tanımlanan bağışıklık sistemi yetersizlikleri, kalıtsal nedenler dışındaki bazı kronik hastalıklar, kanserler, kemik iliğine toksik etki gösteren ilaç kullanımı, uzun süreli kortikosteroid kullanımı, AIDS gibi bağışıklık sistemini etkileyen enfeksiyonlar, kemik iliği nakli gibi girişimler, bazı metabolik bozukluklar, ciddi karaciğer yetmezliği, ağır beslenme bozukluğu, üremi, ağır ve büyük yanıklar gibi durumlar sonucunda ikincil olarak ortaya çıkan bir grup hastalıktır.

Sekonder immun yetmezliğe yol açan en önemli hastalıklar arasında Multiple Miyelom (MM), Kronik Lenfositik Lösemi (KLL) gelmektedir.

Multipl Miyelom, plazma hücrelerinin kontrol dışı artışından kaynaklanan habis bir hastalıktır. Multipl Miyelom hastalığında ortaya çıkan habis plazma hücrelerine miyelom hücreleri denilir. Miyelom hücreleri sadece tek tip (buna monoklonal denir) ve anormal bir antikor üretirler.

Lösemi ise, kan hücrelerinin özellikle de akyuvarların normalin üzerinde çoğalması ile kendini gösteren bir kanser türüdür. Erişkinde en sık görülen lösemi türü KLL’dir. KLL 60 yaş ve üzerindeki kişilerde daha sık görülür. KLL yavaş seyirli olup, başlangıç aşamasında fazla klinik bulguya neden olmaz, asemptomatiktir. En sık fizik muayene bulgusu yüzeyel lenf bezi büyümesidir. Bazen ateş, kilo kaybı, halsizlik ve çabuk yorulma görülebilir. İleri evrelerde dalak ve karaciğer büyümesi tespit edilebilir.

KLL hastalarında morbidite ve ölümlerin en önemli sebebi enfeksiyonlardır. Enfeksiyonların en sık sebebi immün yetmezlik sonucu hipogamaglobulinemidir. İleri evrelerde immun yetmezlik, kemik iliği infiltrasyonu, kemoterapi veya hipersplenizmin neden olduğu nötropeniye bağlı enfeksiyonlar sıktır.

Kawasaki Hastalığı nedir?

Kawasaki hastalığı (KD); genellikle kendini sınırlayan, damar duvarlarının iltihaplanmasına neden olup bunun sonucu kalbi besleyen koroner arterlerde anevrizmalara (damarın genişleyip balonlaşması) yol açabilen, ani başlangıçlı sistemik bir damar hastalığıdır. Kan damarlarının iltihabı olarak da düşülebilir.

Kawasaki hastalığında hastaların %85’i beş yaşından küçük çocuklardır. Kawasaki hastalığı erkek çocuklarda daha sık görülmektedir.

Kilit önemdeki bulgu 1-2 hafta boyunca ani yükselmeler gösteren tekrarlayıcı ateş ve diğer bulgular olarak konjunktivit, ağız ve dudak mukozalarında değişimler, ellerde ve ayaklarda döküntü, lenf bezinde şişmelerdir.

Hastalığın tanısı; nedeni tam olarak anlaşılamadığı için ancak hastanın hikayesi ve kliniği ile konulmaktadır. Açıklanamayan ve en az 5 gün süren yüksek ateş ile diğer bulgular tanı için önemli bulgulardır. Kawasaki hastalığından şüphelenildiğinde öncelikle elektrokardiyogram (EKG) ve ekokardiyogram yapılmalıdır.

Tedavi edilmeyen hastaların yaklaşık %20-25’inde koroner arter (kalbi besleyen atar damar) anormalliklerinin gelişebilmesi hastalığın önemini göstermektedir. Erken tanı ve tedavi ile koroner arter anormalliği gelişme riski önemli derecede azalmaktadır.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Nöroloji

Guillain-Barré Sendromu nedir?

Guillain-Barré Sendromu (GBS) bağışıklık sisteminin normal dışı çalışmasıyla bağlantılı, sinir sistemi tutan otoimmün bir hastalıktır. Genelde geçirilen viral bir enfeksiyonun hemen ardından tetiklenen bağışıklık sisteminin sinir hücrelerindeki myelin kılıfları yok etmesi sonucu ortaya çıkar. En sık üst solunum yolları enfeksiyonları (gribal enfeksiyonlar) veya bağırsak enfeksiyonları (ishal) sonrası gelişir, bazen aşı uygulaması da bu hastalığı tetikleyebilir.

GBS her yaşta meydana gelebilir; yaşlılarda biraz daha yaygındır. GBS’de sinir iletimi azalır ve yavaşlar. Genellikle hızlı başlangıçlı güçsüzlükle ortaya çıkan nadir bir hastalık olan Guillain Barré Sendromu’nun en klasik özelliği kas güçsüzlüğünün aşağıdan başlayarak vücudun üst kısımlarına doğru ilerlemesidir. Bazen hastalığın ilk bulgusu ağrı, sızı, uyuşukluk, karıncalanma gibi anormal duyusal değişiklikler olabilmektedir. Güçsüzlük başlangıçta hafiftir. Birkaç gün ya da saat içinde hızla ilerleyerek bacaklara, kola ve yüze ilerler. El ve parmaklardaki güçsüzlük ve uyuşmaya bağlı olarak tarak, kalem, düğme objeleri kullanmakta güçlük çekerler.

GBS’de nörolojik muayene, sinir iletim çalışmaları (EMG) ve belden beyin-omurilik sıvısının (BOS) alınıp (L/P işlemi) değerlendirilmesi tanı için en önemli basamaklardır.

Hastalığın tedavisi tanı konulduktan sonra hızla başlanmalıdır.

Myastenia Gravis nedir?

Myastenia Gravis (MG) kronik, karmaşık tablolarla ortaya çıkan, genellikle kas zayıflığı ve yorgunluk ile bulgu veren otoimmun bir hastalıktır. MG, genellikle kadınlarda 20-30 yaşlarda, erkeklerde ise sıklıkla 50 yaşından sonra görülmektedir.

Belirti ve bulguların tipik özelliği egzersizle veya akşama doğru artan, dinlenmeyle azalan kas kuvvetsizliğidir. Genellikle çift görme, göz kapağında düşme, yutma, çiğneme ve konuşma güçlüğü şeklinde başlar. Başlangıçtan sonraki 1-3 yıl içinde önemli oranda hastada güçsüzlük, solunum, gövde, kol ve bacak kaslarına da yayılarak bu kaslarda kuvvetsizliğe yol açar. “Myastenik kriz” olarak adlandırılan ciddi tablo oluştuğunda ise hasta yoğun bakım ünitesinde izlenmesi gerekir. Enfeksiyon ve yüksek ateş, aşırı fiziksel aktivite, tiroid bezi hastalıklar, hamilelik MG hastalığını tetikleyip kötüleştirebilir.

Tanıda nörolojik muayenede kas hareketlerinin uzun süre devam ettirilememesi ve çabuk yorulma dikkati çekici özelliktir. Ayrıca ACh antikorları ve timus bezi ilgili anormallikler araştırılır.

Bilgili, dikkatli bir izleme ve tedavi ile hastaların büyük çoğunluğu normal bir yaşamı sürdürebilirler.

Kronik İnflamatuvar Demiyelinizan Poliradikülonöropati nedir?

Kronik inflamatuvar demiyelinizan poliradikülonöropati (CIDP veya KIDP); kasların hareket etmesini ve dokunma, ağrı, ısı gibi duyuların taşınmasını sağlayan periferik sinirleri tutan bir hastalıktır. CIDP sinir hücrelerinin miyelin kılıfını vücudun bağışıklık sisteminin saldırması sonucunda ortaya çıkar. Bunu başlatan neden henüz bilinmemektedir.

Çocuklar ve yaşlılar dahil her yaşta izlenebilir. Ancak 40-60 yaşlar arasında ve erkeklerde daha sık görülür.

İlerleyici, iki taraflı ve simetrik duyu kaybı ve kaslarda güçsüzlükle ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastada güçsüzlük ve his kaybı 8 haftadan uzun sürer ve ilerleyici ise CIDP düşünülür. Bu uzun ilerleyiş hastalığı GBS’den ayırmaktadır. Yüz ve boyun kasları da tutulabildiği gibi el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanmalar olabilir. Birçok olguda dengesizlik görülebilir. Hastaların bir kısmında güçsüzlük düzelme ve tekrar kötüleşme şeklinde ataklar halinde ilerler. Kronik ilerleyici ve relaps, remisyon gösteren şeklinde 2 klinik seyir gösterir.

Tanıda hastanın öyküsü, muayene, laboratuvar testleri ve elektrofizyolik incelemeler önemlidir.

Multifokal Motor Nöropati nedir?

Multifokal Motor Nöropati (MMN) asimetrik, yavaş yavaş artan güçsüzlükle başlayan ilerleyici bir sinir sistemi hastalığıdır. MMN kronik, nadir görülen ve yeterli tanı almayan bir hastalıktır. GBS’den ve CIPD’den daha az sıklıkta görülür. Başlangıç genellikle 50’li yaşlardadır. Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülür.

MMN’de kollar bacaklardan daha sık etkilenmektedir. Güçsüzlük genellikle kollarda uç kısımlardan başlar. Hastalık ilerledikçe sinir harabiyetinin yanısıra kas atrofisi belirginleşir ve güçsüzlük daha simetrik ve jeneralize hale gelir. Güçsüz bölgelerde başlangıçta refleksler normal olmasına karşın zaman içinde azalır. Duyusal semptom ve bulgular genellikle yoktur yada klinik olarak belirsizdir.

Hastalığın tanısında hastanın öyküsü, muayene ve EMG (Elektromiyografi) önemlidir.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Üroloji

Aşırı Aktif Mesane nedir?

İdrar torbasının, böbreklerden gelen idrarla dolarken ani olarak ve istemsiz kasılması durumuna aşırı aktif mesane adı verilir. Genellikle sık idrar yapma ve gece işemeleri ile seyreden sıkışma hissi (idrar kaçırma olsun olmasın) olarak da bilinir.

Aşırı aktif mesane (AAM) sorunu yaşayan kişilerin hepsinde inkontinans (idrar kaçırma) görülmez. İdrar kaçırma 30 yaşın üzerindeki kadınların %25’inde görülen bir problemdir.

Tedavi yöntemleri davranışsal, medikal ve cerrahi olarak üç gruba ayrılabilir. Davranışsal tedavide en önemli öğe Kegel egzersizleri denen ve mesaneyi gevşetmeye yarayan egzersizlerdir. Medikal tedavide en önemli ilaçlar antikolinerjik denilen ve mesane gevşemesini sağlayan ilaçlardır. Antidepresan ilaçlardan bazıları da AAM tedavisinde kullanılmaktadır. Daha dirençli hastalarda botoks ile mesane kasının kasılmasının engellenmesi sağlanabilir. Cerrahi tedavi ancak çok ciddi sıkıntıları olan ve ilaç tedavisine yanıt alınamayan kişilerde uygulanır.

Benign Prostat Hiperplazisi nedir?

Benign Prostat Hiperplazisi (BPH), prostat bezinde oluşan iyi huylu büyümedir. Prostatın büyümesini sağlayan en önemli iki faktör yaş ve erkeklik hormonudur. Hastalar hekime genellikle gece idrara kalkma, ince ve kesik kesik idrar yapma, zorlanarak idrar yapma, idrarda çatallanma, idrara başlamada zorlanma, idrarda kanama, idrar yaptıktan sonra mesanede idrar kalması hissi, idrar kaçırma (tuvalete yetişememe veya sürekli damlama tarzında) ya da hiç idrar yapamama gibi yakınmalarla gelebilmektedir.

Medikal tedavide iki tip ilaç grubu bulunmaktadır: Alfa redüktaz inhibitörleri; bu ilaçlar prostat bezinde bulunan bir enzim üzerine etki etmekte ve bezde küçülmeye sebep olabilmektedir fakat etkileri geç ortaya çıkmaktadır. Alfa reseptör blokörleri; prostatın yol açtığı tıkanıklıkta prostat bezi yapısında yoğun olarak bulunan düz kas hücrelerinin de rol oynadığı bilinmektedir. Bu ilaçların etkisi bu düz kas hücreleri üzerine olmaktadır. Etkileri kısa sürede ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu hastalarda, günümüzde daha çok kapalı prostat ameliyatı olarak bilinen TUR-P ameliyatı da tedavi olarak yapılmaktadır.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Kadın Hastalıkları ve Doğum

Gebelikte Sağlıklı Beslenme nedir?

Gebelikte bebeğin gelişimi ve annenin vitamin ve mineral depolarının azalmaması için anne adayının her gün düzenli beslenerek vitamin ve mineralce zengin gıdalar tüketmeleri gereklidir. Folik asit vücutta depolanmaz yetersiz alıma bağlı folik asit eksikliği bebekte ciddi nöral tüp defektleri oluşturabilmektedir. Demir eksikliği annede anemi, bebekte düşük kilolu doğum tehlikesini meydana getirir. İyot eksikliği annede hipotiroidiye neden olursa, bebekte bazı anomaliler ve doğumdan sonra zeka geriliği, öğrenme güçlüğü gibi problemler meydana gelebilir.

Zencefil, gebelikteki bulantılar ve kusmaların giderilmesinde çok etkili ve doğal yöntemlerden birisidir. Zencefilin fetüse hiçbir zararı olmadığı gibi gebeler üzerinde de bir yan etkisi bulunmamaktadır.

Probiyotikler; yeterli miktarda alındığında konağın sağlığı ve fizyolojisi üzerinde yararlı etkileri olan canlı mikroorganizmalardır. Gebelikte probiyotik kullanımının güvenli olduğu bilinmektedir ve hem anne adayının, hem de gelişmekte olan bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirdiği yönünde bilimsel yayınlar bulunmaktadır.

Gebelerin probiyotik kullanımının yenidoğan bebekte atopik dermatit, astım, saman nezlesi gibi allerjik hastalıkları önlediği ve gebeliğe bağlı diyabet oranlarını belirgin olarak düşürdüğü gösterilmiştir.

Demir Eksikliği Anemisi nedir?

Demir, kanda bulunan alyuvarların içindeki hemoglobin yapısında bulunmaktadır. Demir eksikliği anemisi ise vücuttaki demir miktarının normal değerlerin altında olmasına bağlı olarak kandaki hemoglobinin yaş ve cinse göre normal kabul edilen değerlerin altında olmasıdır.

Demir eksikliği anemisi; diyette yeterli demir bulunmaması veya diyette yeterli demir olduğu halde emiliminde kusur olması, gebelik ve çocukluk dönemi gibi ihtiyacın arttığı hallerde, mide bağırsak sistemi veya diğer sistemlerde kan kaybı olması durumunda oluşur.

Demir eksikliği anemisinde halsizlik, iştahsızlık, inatçı baş ağrıları, kol ve bacaklarda uyuşmalar, nefes darlığı, çarpıntı hissi, ağız ve dilde yanma hissi, dudak kenarında çatlaklar, yutma güçlüğü gibi belirtiler görülebilir. Ağır demir eksikliği anemisi kalp sorunlarına, enfeksiyonlara, çocuklarda büyüme ve gelişme ile ilgili problemlere ve diğer komplikasyonlara yol açabilir. Demir eksikliği olan gebelerde erken doğum, düşük kilolu bebek, doğum sonrası kan nakli ihtiyacı gibi durumlara neden olabilir.

Demir eksikliği anemisinin temel tedavisi, beslenmeye dikkat edilmesi ve vücutta eksik olan bu mineralin demir içeren haplar kullanarak yerine konulması yöntemidir.

Aşırı Aktif Mesane nedir?

İdrar torbasının, böbreklerden gelen idrarla dolarken ani olarak ve istemsiz kasılması durumuna aşırı aktif mesane adı verilir. Genellikle sık idrar yapma ve gece işemeleri ile seyreden sıkışma hissi (idrar kaçırma olsun olmasın) olarak da bilinir.

Aşırı aktif mesane (AAM) sorunu yaşayan kişilerin hepsinde inkontinans (idrar kaçırma) görülmez. İdrar kaçırma 30 yaşın üzerindeki kadınların %25’inde görülen bir problemdir.

Tedavi yöntemleri davranışsal, medikal ve cerrahi olarak üç gruba ayrılabilir. Davranışsal tedavide en önemli öğe Kegel egzersizleri denen ve mesaneyi gevşetmeye yarayan egzersizlerdir. Medikal tedavide en önemli ilaçlar antikolinerjik denilen ve mesane gevşemesini sağlayan ilaçlardır. Antidepresan ilaçlardan bazıları da AAM tedavisinde kullanılmaktadır. Daha dirençli hastalarda botoks ile mesane kasının kasılmasının engellenmesi sağlanabilir. Cerrahi tedavi ancak çok ciddi sıkıntıları olan ve ilaç tedavisine yanıt alınamayan kişilerde uygulanır.

Osteoporoz nedir?

Osteoporoz, kemik erimesi olarak da bilinen, kemiklerin kütle kaybetmesine yol açan ve en yaygın görülen kemik metabolizması hastalığıdır. Kemiklerin kütle ve kalitesindeki azalma kolaylıkla kırılmalarına neden olabilmektedir.

40 yaşları civarında kemik kütlesi yavaş yavaş azalmaya başlar. Bu kayıp menopozdan sonra kadınlarda östrojen hormonunun seviyesinin düşmesine bağlı olarak hızlanmaktadır. Bu nedenle kadınlar erkeklere göre daha fazla osteoporoz gelişim riskine sahiptir.

Osteoporoz tanısı koymada en sık kullanılan yöntem olan kemik yoğunluğu ölçümüdür. Ölçüm sonucuna göre tedavi planlanabilmektedir.

Osteoporozun önlenmesi için sağlıklı beslenme, güneş ışınlarından yeterince yararlanma ve düzenli egzersiz önemlidir. Bunun yanı sıra doktor önerisi dahilinde kalsiyum ve D vitamini takviyesi ile osteoporozu engelleyen ilaçlar da sıklıkla kullanılmaktadır.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Ortopedi – FTR

Osteoartrit nedir?

Osteoartrit, orta ve ileri yaşlardaki kişilerin çoğunu etkileyen bir eklem hastalığıdır. Halk arasında “eklemlerin aşınması” veya “kireçlenme” olarak da bilinir. Yaşlılarda daha sık olmakla birlikte; bazı spor yaralanmalarında veya mesleki travmalar sonrası eklemlerde aşınmayla birlikte, daha erken yaşlarda da osteoartrit gelişebilir. Genellikle orta yaştan, yaşlılığa doğru görülme sıklığı artar.

Osteoartrit, eklem ağrısı, tutukluk, eklem üzerinde sert şişlik (kemik yapısının büyümesine bağlı), eklemin hareketiyle kütleme veya takılma hissi, eklem hareket açıklığında azalma gibi yakınmalara neden olur.

Osteoporoz nedir?

Osteoporoz, kemik erimesi olarak da bilinen, kemiklerin kütle kaybetmesine yol açan ve en yaygın görülen kemik metabolizması hastalığıdır. Kemiklerin kütle ve kalitesindeki azalma kolaylıkla kırılmalarına neden olabilmektedir.

40 yaşları civarında kemik kütlesi yavaş yavaş azalmaya başlar. Bu kayıp menopozdan sonra kadınlarda östrojen hormonunun seviyesinin düşmesine bağlı olarak hızlanmaktadır. Bu nedenle kadınlar erkeklere göre daha fazla osteoporoz gelişim riskine sahiptir.

Osteoporoz tanısı koymada en sık kullanılan yöntem olan kemik yoğunluğu ölçümüdür. Ölçüm sonucuna göre tedavi planlanabilmektedir.

Osteoporozun önlenmesi için sağlıklı beslenme, güneş ışınlarından yeterince yararlanma ve düzenli egzersiz önemlidir. Bunun yanı sıra doktor önerisi dahilinde kalsiyum ve D vitamini takviyesi ile osteoporozu engelleyen ilaçlar da sıklıkla kullanılmaktadır.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Gastroenteroloji

Kronik Hepatit B Hastalığı nedir?

Hepatit B hastalığı, hepatit B virüsünün (HBV) neden olduğu bir karaciğer enfeksiyonudur. Hepatit B, bulaşıcı bir hastalık olup hem ülkemizde hem de dünya genelinde çok önemli bir sağlık sorunudur.

Hepatit B virüsü insandan insana kan, sperm, vajina sıvısı, tükürük veya diğer vücut sıvıları aracılığıyla bulaşır. Aşılanma, hepatit B hastalığından korunmada çok etkilidir. Hepatit B virüsü karaciğer içine yerleşerek karaciğer fonksiyonlarını bozer ve halsizlik, yorgunluk, göz ve deride sarılık, idrar renginde koyulaşma ve dışkı renginde açılma ile seyreder.

Hepatit B enfeksiyonu, akut veya kronik olabilir. Hepatit B enfeksiyonunun 6 aydan daha uzun sürmesi kronik hepatit B hastalığı olarak adlandırılır. Kronik enfeksiyon genellikle ömür boyu devam eder ve karaciğer yetmezliği, siroz veya karaciğer kanserine yol açabilir.

Ülseratif Kolit nedir?

Ülseratif kolit bir kalın bağırsak (kolon) hastalığıdır. Ülseratif Kolit kolonun iç yüzünü döşeyen tabakanın (mukoza) hastalığıdır. Mukozada iltihap ve kanayan yaralar (ülser) oluşur.

Hastaların hemen hepsinde bağırsağın son bölümü (rektum) hastadır. Bazı hastalarda kalın bağırsağın daha büyük kısmı hastadır. Bazı hastalarda ise bütün kolon hastadır. Yani hastalığın yaygınlığı hastadan hastaya değişir.

Ülseratif kolitin nedeni bilinmemektedir. Gıda içerisinde alınan çeşitli maddeler, bakteri, bakteri toksinleri, virüsler hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Ancak sorumlu hiç bir gıda maddesi veya mikrop bulunmuş değildir. Etken ne olursa olsun, bu zararlı faktöre karşı bağırsak mukozasında cevap olarak iltihap hücreleri artar, iltihap ve ülserler gelişir.

Hastanın hikayesinde kalın bağırsaktan olan kanama, birlikte olan ishal (kabız da olabilir) ve karın ağrısı ülseratif kolit olabileceği şüphesini doğurur. Yapılan dışkı ve kan tetkikleri ile bağırsak enfeksiyonu olmadığı anlaşıldıktan sonra teşhisi kesinleştirmek için kolonoskopi (veya önce rektoskopi) yapılması gereklidir.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Enfeksiyon Hastalıkları

Kronik Hepatit B Hastalığı nedir?

Hepatit B hastalığı, hepatit B virüsünün (HBV) neden olduğu bir karaciğer enfeksiyonudur. Hepatit B, bulaşıcı bir hastalık olup hem ülkemizde hem de dünya genelinde çok önemli bir sağlık sorunudur.

Hepatit B virüsü insandan insana kan, sperm, vajina sıvısı, tükürük veya diğer vücut sıvıları aracılığıyla bulaşır. Aşılanma, hepatit B hastalığından korunmada çok etkilidir. Hepatit B virüsü karaciğer içine yerleşerek karaciğer fonksiyonlarını bozer ve halsizlik, yorgunluk, göz ve deride sarılık, idrar renginde koyulaşma ve dışkı renginde açılma ile seyreder.

Hepatit B enfeksiyonu, akut veya kronik olabilir. Hepatit B enfeksiyonunun 6 aydan daha uzun sürmesi kronik hepatit B hastalığı olarak adlandırılır. Kronik enfeksiyon genellikle ömür boyu devam eder ve karaciğer yetmezliği, siroz veya karaciğer kanserine yol açabilir.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Transplantasyon

Kronik Hepatit B Hastalığı nedir?

Hepatit B hastalığı, hepatit B virüsünün (HBV) neden olduğu bir karaciğer enfeksiyonudur. Hepatit B, bulaşıcı bir hastalık olup hem ülkemizde hem de dünya genelinde çok önemli bir sağlık sorunudur.

Hepatit B virüsü insandan insana kan, sperm, vajina sıvısı, tükürük veya diğer vücut sıvıları aracılığıyla bulaşır. Aşılanma, hepatit B hastalığından korunmada çok etkilidir. Hepatit B virüsü karaciğer içine yerleşerek karaciğer fonksiyonlarını bozer ve halsizlik, yorgunluk, göz ve deride sarılık, idrar renginde koyulaşma ve dışkı renginde açılma ile seyreder.

Hepatit B enfeksiyonu, akut veya kronik olabilir. Hepatit B enfeksiyonunun 6 aydan daha uzun sürmesi kronik hepatit B hastalığı olarak adlandırılır. Kronik enfeksiyon genellikle ömür boyu devam eder ve karaciğer yetmezliği, siroz veya karaciğer kanserine yol açabilir.

Karaciğer Transplantasyonu (Nakli) nedir?

Karaciğerde oluşan herhangi bir hastalık hastanın sağlığını ve yaşam kalitesini ciddi derecede ve hatta ölümcül olabilecek düzeyde etkilediğinde karaciğer nakline gerek duyulabilir. Günümüzde ağır karaciğer yetmezliği ile sonuçlanan bütün hastalıklarda teorik olarak en etkin tedavi metodu karaciğer transplantasyonudur.

Karaciğer nakli beyin ölümü gerçekleşmiş ya da tamamen sağlıklı insanlardan, normal fonksiyonları devam eden karaciğer dokusunun bir kısmının alınıp kronik karaciğer hastalığı olan veya akut fulminan yetmezliği gelişen seçilmiş vakalardaki hastalıklı karaciğer dokusu ile değiştirilmesidir. Karaciğer yetmezliği içindeki hastalar hayati tehlike taşımaktadırlar. Karaciğer nakli olmaksızın yaşam oranı %10 ve altında olan hastaların karaciğer nakli ile yaşama tutunma olasılıkları %90 düzeylerindedir.

Ülkemizde karaciğer yetmezliğinin en sık sebebi Hepatit B virüsüdür. Hepatit B virüsünün karaciğer nakli sonrasında nüks etmesi sonrası karaciğer yetmezliği tekrardan oluşabilir. Bu yüzden nakil olmuş karaciğeri uygun tedavi ve gözlem ile Hepatit B virüsü açısından kontrol altında tutmak önemlidir.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Dermatoloji

Cüzzam (Lepra) Hastalığı nedir?

1876’da Norveçli bilim adamı Armauer Hansen tarafından keşfedilen cüzzam mikrobu öncelikle, deri ve sinir sistemini tutarak belirtilerini gösteren kronik seyirli bir enfeksiyon hastalığıdır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada hasta sayısı yaklaşık 4 milyondur. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizdeki hasta sayısı ise 2.589’dur. Cüzzam vakaları daha çok sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamamış bir kesimde yoğunlaşmaktadır.

Genellikle çok çocuklu ailelerde yaygındır. Tek odada yaşayan, aynı kaptan yiyen, yetersiz ve tek tip beslenen, direnci düşük ailelerde enfeksiyon daha çabuk yayılır. Hastalık her iki cinste de görülür.

Verem hastalığını yapan basille hemen hemen aynı türde olan bu mikroba karşı doğal bağışıklığın bulunmaması ve cüzzam mikrobu taşıyan bir hastayla uzun süreli ve yakın temas sonucunda hastalığa yakalanmak mümkündür. Hastalığın tek taşıyıcısı insandır. Erken teşhis ve tedavi edildiğinde kesinlikle iyileşen ve bildirimi zorunlu bir hastalıktır.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Endokrinoloji

Santral Diabetes İnsipidus Hastalığı nedir?

Diabetes insipiduslu hastalarda, böbreklerde su emimilini sağlayan ve idara miktarını kontrol eden antidiüretik hormon yapımı azalmış veya etki göstermesi azalmıştır. Antidiüretik hormon (ADH), arjinin vasopressin (vazopresin) olarak da isimlendirilmektedir. İdrarın böbreklerde konsantre edilmesini sağlayan antidiüretik hormonun eksikliğinde hastalarda çok fazla idrar yapma ve çok fazla su içme durumu gelişir. Diabetes insipiduslu hastalar 4 ile 20 litre arasında idrar yapabilir ve aynı miktarda su içebilirler.

Diabetes insipiduslu hastaların büyük çoğunluğunda hipofiz bezinden antidiüretik hormon salgılanması yetersiz düzeydedir. Bu durum “santral diabetes insipidus” olarak isimlendirilir. Hipofiz bezi ve hipotalamus hastalıkları santral diabetes insipidus’a neden olurlar.

Santral diabetes insipidusta “desmopressin” isimli bir vazopressin analogu ile eksik hormonun yerine koyma tedavisi uygulanır.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Oftalmoloji

Birdshot Retinokoroidopati nedir?

Birdshot retinokoroidopati (BRK) gözün arka kutbunun kronik bir hastalığıdır. Hastalığın nedeni bilinmemektedir. Bununla birlikte, retinal antijenlere yönelik bir otoimmün reaksiyonın büyük rol olduğu düşünülmektedir.

BRK fundusda çok sayıda yaygın olarak saçılmış krem renkli depigmentasyon odakları ile karakterize olan ve her iki gözü simetrik olarak tutan bir iltihabi hastalıktır. Olguların genel sağlıkları iyidir, 2/3’ü kadındır. Hastalık 40-65 yaşlan arasında görülür.

BRK kronik seyirlidir, yıllar boyunca alevlenmeler ve sönmelerle seyreder ve ciddi görme azalmasına yol açabilir. Hastalar görmelerindeki daha fazla veya daha az derin bir değişim ile ilişkili olarak uçuşan cisimler algıladıklarını belirtmektedirler. Işığa aşırı duyarlılık (fotofobi), renkli görmede değişim ve niktalopti de gözlenmektedir.

En yaygın komplikasyon olguların yarısından fazlasında gözlenen kistoid maküler ödemdir.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

Yoğun Bakım

Albumin Eksikliği nedir?

Albumin insan kan plazmasında en yaygın bulunan proteindir. Kanda bulunan proteinlerin %60’ını oluşturur. Ayrıca, doku sıvılarında, özellikle kas ve deride, az miktarda gözyaşı, ter, mide suları ve safrada da bulunur. Vücuttaki toplam albüminin %30-40’ı kandadır. Yağ asitleri ve çeşitli başka maddeleri kanda taşımasının yanı sıra en önemli işlevi, kan ile doku sıvıları arasında suyun dengelenmesini sağlamaktır.

Büyük proteinler kılcal damarlardan geçemedikleri için kandaki sıvıların sızma eğilimini dengelerler. Bu yüzden albümin, kılcal damarlardan dokulara su ve suda çözünür maddelerin geçmesine neden olan kolloid osmotik basınç, veya onkotik basıncı düzenleyen başlıca proteindir. Onkotik basıncın %70’i albümin tarafından karşılanır, bu yüzden albümin damarların içiyle dışındaki dokular arasındaki sıvının dengelenmesinde gereklidir. Kan protein seviyelerinin düşmesi halinde, örneğin idrara protein geçme (proteinüri), karaciğerin yeterince albumin üretememesi, kötü beslenme, ciddi yanıklarla vücuttan albumin kaybı gibi durumlarda dokularda su birikmesi, yani “ödem” oluşur.

Albümin kanda yağ asitlerini, ilaç moleküllerini, serbest oksijen radikallerini, yüksek konsantrasyonda zehirli olabilecek olan çeşitli metal iyonlarını bağlar ve bu sayede hem bu maddelerin kandaki konsantrasyonlarını düşük ve zararsız düzeylerde tutar, hem de onların ihtiyaç duyuldukları yerlere ulaşmalarını sağlar. Albüminin bir diğer özelliği de kan asiditesini (pH’sini) kısmen tamponlayabilmesidir.

Kan plazması hayat kurtarıcı bir tedavi aracı olmasına rağmen elde edilmesi zor ve çabuk bozulan bir üründür. Plazmanın yararlı özelliklerine sahip olan, ve ondan daha kullanışlı plazma bölümleri bulmak için yapılan araştırmaların sonucunda, 1940’lı yıllarda Edwin J. Cohn albüminin kan plazmasından saflaştırılma yöntemini icat etmiştir. Albümin belli durumlarda kan plazmasının yerini alabilen mükemmel bir madde olduğu görülmüştür. Başlıca kullanımı ağır travmalar, ameliyat, kan kaybı ve yanık tedavisinde kan hacminin arttırılması veya sabit tutulması içindir. Hastada kötü beslenme, susuzluk, kronik enfeksiyon, karaciğer veya böbrek bozuklukları durumunda da kullanılır.

İlgili Ürünler Tüm Ürünler

GENEL BAKIŞ

TEDAVİ ALANLARI

İŞ GELİŞTİRME

KARİYER

İLETİŞİM